Günay: Eylül ayında çözüm reçetesi olarak bir deklarasyon açıklayacağız

HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, Genel Merkezde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Günay, şunları söyledi:

Değerli arkadaşlar iki gündür Türkiye’nin birçok yerinde yaşanan orman yangınları devam ediyor. Yaşananlardan dolayı çok büyük üzüntü duyuyoruz. Maalesef her güne bir ekolojik yıkım veya felaketle başlıyoruz. Ülkenin dört bir yanından doğa talanı, afet, yangın, kuraklık, sel haberleri geliyor. Antalya Manavgat’tan sonra Akseki, Muğla’da, Osmaniye’de, Adana’da, Muş Şenyayla’da, Mersin, Kayseri ve Uşak’ta yangınlar çıktı. Halkımıza, halklarımıza çok büyük geçmiş olsun, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Hayatlarımızı, doğamızı, yaşamlarımızı küle dönüştüren bu felaketler karşısında gerçekten üzüntümüzü tarif edecek sözcük bulamıyoruz.

 

Sarayın bir uçağıyla onlarca yangın söndürme uçağı alınabilir

 

Yaraların acilen sarılması için bizler HDP olarak üzerimize ne düşüyorsa yapmaya hazırız. Devletin de tüm olanaklarını bir an önce seferber ederek zarar gören tüm vatandaşlarımızın zararını karşılamasının da takipçisi olacağımızın sözünü veriyoruz. Ne yazık ki iktidar olan biteni izliyor, kentlerimizin yok olmasına seyirci kalıyor. Sarayın 13 tane uçağının olduğu, Tarım ve Orman Bakanı’nın her yere özel jetle gittiği bir iktidarın yangını söndürmek için iki uçak kaldıramaması bu ülkeyi sürüklediği vahameti gösteriyor. Sarayın bir uçağıyla onlarca yangın söndürme uçağı alınabilirdi. İklim uzmanlarının ve yine küresel ekoloji hareketlerinin iklim krizi dolayısıyla orman yangınlarına dair uyarılarının dikkate alınmaması, önlem alınmaması da iktidarın yangınlardaki sorumluluğunun başka bir göstergesidir. Ortak mirasımız olan ormanların rant uğruna veya tedbirsizlikten yok edilmesine defalarca şahit olduk.

 

Yangın sonrası ortaya çıkan katliam ve provokasyon çağrılarına dur denilmeli, soruşturma açılmalıdır

 

Gelecek kuşaklardan emanet aldığımız bu doğal varlıklarımıza sahip çıkmak hepimizin ortak görevidir. Yangınların çıkma nedeninin bir an önce soruşturulması, incelenmesi ve açığa çıkarılması gerekir. Bu konuyla ilgili, ihmal veya kastı olanların cezalandırılması için ısrarımızı sürdüreceğiz ve bunun takipçisi olacağız. Yandaş basın, iktidarın tetikçisi olan kimi ırkçı çevreler ve özellikle Kürt halkına düşman kesimler yangına körükle gidiyor ve daha büyük bir felaketin zeminini hazırlıyorlar. Bunların bu katliam ve provakasyon çağrısına karşı harekete geçen bir savcı hala bulunamadı. Buradan tekrar tahrikçileri uyarıyoruz ve buradan tekrar tekrar suç duyurusunda bulunuyoruz. Hukuk ve adaletten yana olan bir savcı, bir hakim bu tehlikeli oyuna dur demelidir. Gerekenler hakkında soruşturma başlatılmalıdır. Ayrıca son dönemlerde Doğu Karadeniz başta olmak üzere sel felaketi, Bingöl’de yaşanan deprem nedeniyle de geçmiş olsun dileklerimizi paylaşıyoruz. Felaketler gerçekleştikten sonra milletin kafasına çay atanlar şunu bilsin ki, bu felaketin nedeni aşırı yağışlar değildir. Bunun tek bir sorumlusu vardır o da yanlış kentleşme ve ulaşımın mimarı olan ve tüm Karadeniz coğrafyasını rant uğruna feda eden ekolojik yıkımın sorumlusu olan iktidardır.

 

Kuraklıktan etkilenen bölgeler acilen afet bölgesi ilan edilmeli

 

Dere yataklarının tahrip edilmesi, her köşe başına HES kurma fırsatçılığı, birkaç yandaşı zengin etmek için Karadeniz sahil yolu ve benzeri ranta dönük ulaşım ihaleleri bu muhteşem coğrafyayı bir felaket sarmalına sürüklemiştir. Bir an önce bu projelerden vazgeçilerek halkın doğa ile birlikte uyumlu yaşamasını sağlayacak yeni adımlar atılmalı, zarar gören tüm halkımızın da zararları tazmin edilmelidir. Geleceğimizi tehdit eden bir başka konu ise kuraklıktır. Kapitalizmin dünyaya armağanı olan küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle yanlış tarım politikaları sonucunda ağır bir kuraklık ve gıda krizi ile karşı karşıyayız. Mazot, gübre, ilaç ve tohum girdilerinin yükselmesi ve üstüne gelen kuraklık 10 binlerce çiftçiyi açlık ve yoksullukla baş başa bırakacak tarımsal gıda fiyatlarının fırlamasına sebep olacaktır. Bu konularda bir an önce tedbir alınmalıdır. Bizler HDP olarak kuraklıktan etkilenen bölgelerin acilen afet bölgesi ilan edilerek tedbirlerin alınmasını, önümüzdeki dönemde yaşanacak gıda krizine karşı da şimdiden kalıcı önlemler alınması savunuyoruz.

 

Irkçıları uyarıyoruz; ektiğiniz nefret tohumları ortak yaşamı dinamitliyor

 

Ne yazık ki Türkiye’nin yaşadığı felaketler sadece bunlarla da sınırlı değil. Bu ülkenin ve hatta dünyanın yaşadığı en büyük felaket ırkçılık felaketidir. Bu ülkedeki ırkçılık bugünün sorunu değil; ne yazık ki beslenerek büyütülmektedir. Son dönemlerde tırmandırılan ırkçı saldırılar can almaya, Kürtler başta olmak üzere farklı herkese yönelik bir tehdit olarak ön plana çıkmaya başladı. HDP olarak kimlik üzerinden gelişen her türlü saldırıyı ırkçılık olarak kabul ediyoruz. Kürtlere yönelik gelişen ırkçılık devletin teşviki veya göz yummasıyla daha da artmaktadır. Afyon’da, Konya’da ve son olarak Ankara’da Kürtlerin linç edilmesi ve Diyarbakırlı Kürt yurttaşımız Hakim Dal’ın katledilmesi aynı ırkçı yönelimin bir sonucudur. Kürtlere yönelik linç kampanyalarından doğrudan sorumlu olan Saray Rejiminin ırkçılık üzerinden kutuplaştırma politikalarına karşı tüm Türkiye demokrasi güçleri ortak bir tutum geliştirmelidir. Buradan ırkçıları uyarıyoruz, bu ülkenin geleceğini tehdit eden tehlikeli bir oyun oynuyorsunuz. Ektiğiniz nefret tohumları ortak yaşamı dinamitliyor ve biz asla bu tehlikenin seyircisi olmayacağız.

 

AKP hükümeti her yönüyle göçmenler üzerinden bir istismar siyaseti yürütüyor

 

Bu saldırılar son dönemlerde göçmenlere de yönelmeye başladı. Afganistan merkezli yeni göç dalgası karşısında toplumun farklı kesimlerinden kabul edilemez tepkilerin geldiğini görüyoruz. İran üzerinden Türkiye’ye giriş yapan binlerce Afgan göçmenin görüntülerinin kamuoyuna yansımasından sonra ortaya konulan tepkiler hukuktan, insan haklarından, vicdandan uzak tepkilerdir. İran sınırından itibaren Saray Rejiminin sorumluluğu altına giren Afgan göçmenlerin kontrolsüz geçişleri bilinçli bir politikanın ürünüdür. Elbette savaş mağduru olan insanların tüm insani ihtiyaçlarını karşılayabilecek koşulların sağlanması, hükümetin başta Cenevre Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuktan doğan sorumluluğudur. Ancak biz biliyor ki AKP hükümeti uzun süredir göçmenler üzerinden her yönüyle bir istismar siyaseti yürütüyor. Ne yazık ki, göçmenlerin güvenliğinin, yaşam ve seyahat hakkının AB liderleri ile Erdoğan arasındaki pazarlık konusu haline getirilmesi insani değildir, çirkin ve kabul edilemez bir politikadır. Bunu etik bulmuyoruz, kabul etmiyoruz.

 

Irkçı ve yabancı düşmanı tutumları teşvik eden kesimleri dikkate almayın

 

Sığınmacılara yönelen ırkçı söylemler partimiz için öncelikli ve hassas bir konudur. İktidar, kendisine yönelmesi gereken toplum baskısının muhalefet eliyle göçmenlere yönlendiriliyor olmasını memnuniyetle izliyor. Yaşanan göç dalgası ve mevcut tablonun sorumlusu mülteciler değil, savaş politikalarını destekleyenlerdir. İktidarın getirdiği her türlü savaş tezkeresine destek verenler bu tablodan sorumludur. Suriye’ye atılan bombaların üzerine isimlerini yazdıran siyasetçilerin bugün göçmen karşıtlığı yapması ilkesizliktir, ırkçılıktır. İktidarın kuyruğuna takılan popülist ve ırkçı dış politikaya angaje olmanın bir bedeli olduğunu TBMM kürsülerinden defalarca dile getirdik. Bugün gelinen noktada HDP olarak ortaya koyduğumuz dış politika öngörülerinin ne kadar isabetli olduğunu kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz. Irkçılık yapan kesimlere bu vesileyle bir kez daha ağır tablolara yol açacak savaşçı dış politikalarını gözden geçirme çağrısı yapıyoruz. Diplomasiyi askeri müdahalelerden ibaret sayan ve temelsiz argümanlarla, tek taraflı girişimlerle tansiyonu yükselten popülist tutumları terk etmeye çağırıyoruz. HDP olarak tüm yurttaşlarımızı ırkçı ve yabancı düşmanı tutumları teşvik eden kesimleri dikkate almamaya, yaşanan bu bölgesel kriz karşısında ve dış müdahalelerinden dolayı hükümetten hesap sormaya çağırıyoruz.

 

Halktan aldığımız güçle varlığımızı her geçen gün güçlendirerek sürdürüyoruz

 

Bu karamsar tablo içinde umutlarımızı dirilten tek gerçeklik halkımızın ve partimizin mücadelesidir. Biz ne dedik? Bütün bu saldırılara, yıkıma, talana karşı başından beri seçeneksiz ve çaresiz olmadığımızı söyledik. HDP sokağın da, hayatın da, siyasetin de en etkili partilerinden biridir. Kendisini devletin sahibi görenlerin icazetiyle siyaset yapmıyoruz, onların oluruyla ve lütfuyla var olmadık. Sokakta halkın arasında var olduk, halkın arasında ve halktan aldığımız güçle varlığımızı her geçen gün güçlendirerek sürdürüyoruz. Kapatma davası, Kobanî Kumpas Davası, ırkçı saldırılarla partimize yönelik saldırıların arttığı, tasfiye girişimlerinin hız kazandığı bir dönemde HDP’liyiz Her Yerdeyiz dedik ve yeniden yönümüzü yeniden halkımıza, Türkiye halklarına çevirdik.

 

Ziyaretlerimizde HDP’nin kapısına kilit vurulamayacak kadar güçlü olduğunu gördük

 

Temmuz ayı boyunca Eş Genel Başkanlarımızın da katılımı ile en az 30 ayrı kent merkezinde ve ilçelerinde halk buluşmaları, toplantılar, esnaf gezileri gerçekleştirdik. Gittiğimiz her yerde, uğradığımız her il ve ilçede, yaptığımız her toplantıda halkımızın sevgisiyle karşılandık. Bir aylık programımız HDP’nin, kapısına kilit vurulamayacak kadar güçlü, kitlesel bir parti olduğunu dosta da düşmana da gösterdi. Sadece seçmenlerimiz değil, saldırılara karşı şimdiye kadar HDP’ye oy vermemiş insanların da partimizin yanında yer alması dayanışma göstermesi umutlarımızı büyüttü. Yaz sıcağına, engellemelere rağmen Eş Genel Başkanlarımız başta olmak üzere yöneticilerimizi, heyetlerimizi büyük bir sevinçle sahiplenen halkımıza ve emek veren, il, ilçe kadın ve gençlik meclisi ve parti meclisimize sonsuz teşekkürler sunuyoruz. Bu sahiplenme bizi güçlendirirken, umudumuzu tazelerken, yürüyüşümüzü durdurmaya, partimizi tasfiye etmeye, kapatma davasıyla sonuç almaya çalışanlara verilen en anlamlı yanıt oldu.

 

HDP’liyiz Her Yerdeyiz programı Ağustos’ta devam edecek

 

Yerellerde iktidarın yarattığı yoksulluğa, savaş politikalarına, baskı rejimine yönelik büyük bir tepki var. Halkımız tecridi kabul etmiyor, cezaevlerinde süren açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin kabul edilmesini istiyor. Gittiğimiz her yerde partimiz hakkında açılan kapatma davası zihniyeti yargılandı, gittiğimiz her yerde partimiz hakkında hazırlanan çöp iddianame mahkum edildi. İl ziyaretlerimiz Ağustos ayı boyunca da devam edecek. Eş Genel Başkanlarımız iki ayrı koldan il gezilerini, halk buluşmalarını sürdürecek. Yine Eş Genel Başkan Yardımcılarımız, Grup Başkanvekillerimizin PM öncülüğünde il il, ilçe ilçe, sokak sokak çalışmalarımızı Ağustos ayında da sürdüreceğiz. İstanbul, Hakkari, Muğla, Bingöl, Batman, Siirt, Şırnak, Adıyaman, Malatya başta olmak üzere Ağustos ayı sonuna kadar 30 ayrı merkezde olacağız. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde de alanlarda barış ve özgürlük taleplerimizi yükselteceğiz.

 

Halkımızın görüş, öneri ve eleştirileri yol haritamızı belirleyecek

 

Türkiye halkları mevcut gidişattan bunalmış, bıkmış durumda. Çözüm istiyor, bu handikaptan Türkiye’nin sürüklendiği bu uçurumdan kurtulmak için mücadele ediyor. HDP işte bu değişim mücadelesinin örgütlü çatısıdır, değişimin adresidir. Halkımızın bize gösterdiği yolda ihtiyacımız olan demokrasi ittifakını kurma, yaşatma sorumluluğuyla hareket etmektedir. Bütün bu ziyaretler sonrasında halkımızın bize ilettiği görüş ve öneriler, yaptığı eleştiriler bizim önümüzdeki dönem yol haritamızı belirleyecek. Katılımcı demokratik siyasetin gereğini yerine getiriyoruz, halkımızın talepleri doğrultusunda kararlarımızı alıyoruz. Bu görüş ve önerileri bir rapor halinde elbette Türkiye ve dünya kamuoyu ile paylaşacağız. Halkımız ne istiyorsa biz onu yapacağız, ona göre hareket edeceğiz. Toplumumuzun talebi ve beklentisi de belli. Kimse merak etmesin HDP bu ülkede demokrasinin, barışın, özgürlüklerin garantisi olmaya devam edecek.

 

Eylül ayında çözüm reçetesi olarak bir deklarasyon açıklayacağız

 

Bugün Türkiye’de hukuk askıya alındığı, Meclis iradesinin devre dışı bırakıldığı ve muhalefete yönelik komploların yargı eliyle yürütüldüğü bir süreci yaşıyoruz. Toplumun ekonomik değerlerine ve gelirine çökmüş bir elit iktidar ile karşı karşıyayız. Partimiz kapatma tehdidi altında. İşte tüm bu konuları sahada Eş Genel Başkanlarımız ve MYK üyelerimiz, halkla, kanaat önderleriyle ve sivil toplum örgütleriyle değerlendiriyoruz. Bu çerçevedeki tüm önerileri aldıktan sonra Türkiye’nin tüm sorunlarına ve bazı özel meselelere yönelik çözüm reçetesi olarak deklarasyonumuzu ve esas tutumumuzu Eylül içinde büyük bir çoşku ve katılımla açıklayacağız.

 

Halkımızı aşı olmaya çağırıyoruz

 

Değerli basın emekçileri pandemi dünyayı ve Türkiye’yi tehdit etmeye devam ediyor. Bayram ve yaz tatili nedeniyle oluşan kalabalıklar vaka sayılarının daha da yükseleceği endişelerini artırıyor. Vaka artışlarının önemli nedenlerinden birisi de anadilinde sağlık hizmetinin verilmemesidir. Vaka sayıları hızla artarken maalesef kentlerimizde aşılama çok yavaş bir şekilde devam etmektedir. Pandemi baş edilemeyecek düzeye gelmeden bugüne kadar pek çok konuda tarihi sorumluluğunu yerine getiren halkımıza bir çağrımız var. Sevgili halkımız, HDK Sağlık Meclisi, HDP Sağlık ve Sosyal Politikalar Komisyonu, Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Emekçileri Sendikası ve sağlık kurumlarının aşı çağrılarına partimiz destek veriyor. Halklarımızı nerede olurlarsa olsunlar aşı olmaya çağırıyoruz. Halkımızın aşı konusunda yaşadığı güvensizlikleri anlıyoruz, ancak biz bilime güveniyoruz. Halkımızı da sevdiklerini korumak için aşı olmaya çağırıyoruz. Bilime güvenin aşı olun, bilim insanlarına kulak verin aşı olun.

 

7 sal derbas bûn lê birînên Êzidiyên Şengalê hê jî nehatine dermankirin

 

Di 3’ê Tebaxa 2014’an de rûpeleke reş û tarî li dîrokê hat zêdekirin. Çeteyên DAIŞ’ê, êrişî Şengalê kirin û jin, zarok, kalemêr-pîrejin jî di nav de ji 5 hezaran zêdetir Kurdên Êzidî qetil kirin. Di vê qetlîamê de, bi hezaran kes hatin dîlgirtin, bi sed hezaran kes hatin koçberkirin û çeteyan komkujiyeke mezin pêk anîn.  Piştî komkujiyê bi hezaran jin li bazaran wek kole hatin firotin. Ev êriş wek Fermana 73’yemîn di hiş û bîra gelê me yê Êzidî de bi cih bû. Gelê Êzidî yê ku li Mezopotamyaya qedîm bi hezaran salan e dijî, her tim rastî komkujiyan, koçberî û penaberiyê hat. Lê li dijî van silsileya fermanan û komkujiyan, gelê Êzidî tim li baweriya xwe, li ziman û çanda xwe û li hebûna xwe xwedî derket û ew ê ji îro şûn de jî xwedî derkeve. Êrişa di 3’ê Tebaxa 2014’an de pêk hat, ji aliyê Parlemantoya Ewropayê ve wek “Jenosîda Êzidiyan” hat naskirin. Sazî û dezgehên navneteweyî di raporên xwe de ev êriş wek “sûcên li dijî mirovahiyê” pênase kirin, lê desthilatiya siyasî ya li Tirkiyeyê ev komkujî bi awayekî fermî şermezar nekir û helwestek li dijî wê nîşan neda.

 

Bila bê bîra we, piştî komkujiyê Êzidiyên ku bi neçarî li Tirkiyeyê bi cih bûbûn, rastî zext û cudakariyê hatin. Kampên ku bi piştgiriya şaredariyan hatibûn vekirin, ji aliyê qeyûman ve hatin girtin û Êzidî cardin hatin koçberkirin. Di ser êrişên 3’ê Tebaxa 2014’an re 7 sal derbas bûn, lê birînên Êzidiyên Şengalê hê jî nehatine dermankirin. Îro jî gefên koçberiyê û dagirkirinê li Êzidiyan û li Şengalê tên xwarin û dixwazin Şengalê bikin cihekî bê Êzidî, bê Kurd.

 

Em hemû qurbaniyan bi rêzdarî û bi dilekî xemgîn bi bîr tînin

 

Mixabin îro jî Êzidî bi xetereya komkujiyan re rûbirû ne. Peymana Şengalê ku di navbera Hikûmeta Navendî ya Iraqê û Hikûmeta Herêma Kurdistanê de hat îmzekirin, talûkeyên nû ava dike. Bi vê peymanê re vîna gelê Şengalê hat xesbkirin. Divê hemû hêzên navneteweyî li dijî vê xetereyê bêdeng nemînin û bi berpirsyarî tevbigerin. Xweserî mafê Ezidiyan e û divê Tirkiye destê xwe ji Şengalê bikişîne. Divê Hikumeta Iraqê piştgiriya xweseriya Şengalê bike. Di 7’emîn salvegera Komkujiya Şengalê de, ku wek fermana 73’yemîn di hişûbîra Êzidiyan de cih girtiye, em hemû qurbaniyan bi rêzdarî û bi dilekî xemgîn bi bîr tînin. Û banga têkoşîna li dijî komkujiyê li tevahiya mirovahiyê dikin.

 

Em jî bangewazî dikin ku gelê me li ku dibe bila bibe bila aşiyên xwe bike

 

Ez dixwazim ji bo nexweşiya Koronayê bangewaziyekê bikim. Em dizanin ku gelê me baweriya xwe bi aşiyan nayne. Lê baweriya gelê me bi zanistê jî heye. Li gor bangewaziya bijîjk û zanistan, em jî bangewazî dikin ku gelê me li ku dibe bila bibe bila aşiyên xwe bike. Li hemberî Koronayê tedbîra herî mezin aşî ye. Em li ku dibin bibin divê em aşî bibin, xwe û hezkiriyên xwe biparêzin.

 

Pirs: Wekî we jî destnîşan kir li ser malbatên Kurd êrişên nijadperest hene, lê rêveber û muxalefet li hemberî van êrişan bêdeng û bêhelwest in. Hûn vê yekê çawa dinirxînin?

 

Desthilatdar jixwe bêdeng in. Van êrişan ew organize dikin, piştgiriyê didin van êrişan. Em helwesta muxalefetê jî dizanin. Dema ku li hemberî Kurdan çi biqewime ji bilî hêzên demokrasiyê her kes bêdeng dimîne, her kes piştgiriyê dide van êrişan. Jixwe desthilatdar ji bo polîtîkayên xwe vê nijadperestiyê teşwîq dikin. Van êrişan bêceza dihêlin. Ev polîtîkaya wan a mayînde ye.

İlginizi çekebilir